II
Düşük
Tansiyon
Tırnak
uçlarını hızla masaya vurarak müzikalitesi olmayan bir tempo sağlıyordu. “Tırım
tırım tırım”… Elindeki verileri daktilo ediyordu sanki. Belki de bir gerilim
tınısı veriyordu bu anlamsız sahneye ya da tansiyonu düşük bir cinayete tazyik
vermeye çalışıyordu. Sıktığı yumruğunu masaya iki defa vurdu ve duraksadı.
Şarkının finalini vurmalılarla yapıverdi. Derin bir “offf” çekti ve düşünmeye
devam etti.
Mesele adli
bir olay olmaktan çıkmıştı artık: maktul belli, katil belli, kayıtlar
ortadaydı. Gelgelelim, sebepsiz cinayet olur muydu hiç? Raci Başkomiser’in
şahsi merakı, olayın adli boyutunun üzerinden geçeli çok olmuştu.
Kapı
çalındı. Gir, denilmesini beklemeden kapıyı açan kişi Komiser Samet’ti. Samet, doksan derecelik bir açıyla vücudunu
belinden büküp kafasını içeri uzattı:
“Amirim,
müsait misin?”
“He, he
müsaitim, gel.”
Yüzündeki
nur, belli ki cehaletin verdiği bir saflıktan kaynaklanıyordu. Henüz şekil
verilmemiş bir oyun hamuru gibiydi suratı.
“Yok bir
şey, değil mi?”
“Yok
galiba.”
“Galiba mı?”
“Var da işe
yarar gibi görünmüyor amirim. Moloz işte.”
“Dikkatini
çeken bir şey yok mu yani?”
“Kitap,
dergi filan var. Ama komünist dergilerden pek görmedim.”
“Bu merak
beni oturtmayacak. Gel, beraber bakalım bir. Bu işte bir iş var; yani olması
lazım en azından. Sokakta adam öldürülür mü lan sopayla?”
“Amirim
öldürülmez de…”
“Bırak şimdi
de’sini… İnsanın başına ya meraktan... Neyse, hayırlısı artık.”
Başkomiser
Raci, sandalyesinin kolçağını kavramış, kıçını kaldırmış ve “hadi” diyordu ki
yeniden oturdu. Onunla beraber kalkmaya hazırlanan Samet’e döndü ve “Alkan yok
mu ortalıkta?” diye sordu.
“Dışarıda
hava alıyordu amirim, gelir şimdi.”
Yasaklar
dilde de etkisini göstermekteydi. Sigara içiyor, denilmezdi. “İyi, alsın
madem,” deyip düşünmeye başladı Raci.
Bu Tarık
denilen çocuk kimdi? Niçin “Siz daha iyi bilirsiniz?” dedi? Hiç irtibat
kurmadığı, hiçbir hasımlık veya yakınlığı bulunmadığı Hakan’la ne yaşamış olabilirdi?
Raci düşünüyor; ancak düşüncelerinin dehlizlerinde herhangi bir ipucuna
rastlayamıyordu.
Raci, olayın
aydınlığa kavuşması için çırpınan bir idealist gibi gözüküyor olsa da duyguları
basbayağı bireyseldi. Şahsi merakının yanı sıra kendini kanıtlama dürtüsü bu
yeni büro amirinin atılganlığının gerçek nedenleriydi. Hâlbuki dışarıdan öyle
mi görünüyordu?
Karşısında
oturan, ikircimli davranışlarına pek alışkın olmadığı amirini süzmekte olan
Samet için biraz öyleydi. Samet, Raci’nin -anlam veremediği- bir hırsa büründüğünü
de düşünmekteydi. Son tahlilde, anlam veremeyişi ‘rüşdünü ispat etme’ hırsı olarak da evrilebilirdi. Nitekim, yine
öyle açıkladı zihninde. Ne de olsa, kendince psikanalitik çıkarımlar yapmaktan
da hazzederdi.
“Amirim,
çayınız çorbanız da yok ya.”
“Olmaz mı
hiç? Git, bana da getir madem.”
“Amirim,
getiririm de Tekin’e getirtseniz daha iyi değil mi? Dosya mosya inceleme
bahanesiyle…”
“Ya şu malla
muhatap etme de getir işte.”
“Sen de
haklısın amirim.”
Samet, tek
hamlede masanın üstünde duran kupayı alıp hızla kalktı. Tam kapıyı açmıştı ki Alkan
oracıkta belirdi. Alkan “N’apıyon panpa,” diye selamlarken, Samet de ona çay
içip içmeyeceğini sordu. “Sağol, yeni içtim.” diye kestirip attı o da.
“Amirim,
gelebilir miyim?”
“Gel, gel.
Ben de seni bekliyordum.”
Alkan,
Raci’nin karşısına oturduktan sonra “Amirim, bekliyorsun da…” dedi ve
duraksadı. Bitmemiş gibi görünen cümle aslında sonuna gelecek kara haberi
da’sıyla açık etmişti.
“Boşa
bekliyorsun, diyorsun yani.”
“Tam öyle
değil de…”
“Oğlum
konuşmayı da unuttunuz lan! Söyle, ne? Değil de, ne?”
“İşte
dağınık şeyler.”
“Öyle de…
Böyle de… Değil de… Adam gibi konuşsana lan! Panpa ne oğlum, lise bebesi misin
sen?”
“Şaka olsun
diye şe’etmiştim abi.”
“Hep Tekin
dangalağının işleri bunlar, bilmiyor muyum sanki? Her neyse, ne öğrendiysen
doğru düzgün anlat bakalım; ama fazla şe’etmeden, ha! Dağınık mağınık,
toparlarız belki.”
Elleri dolu
olan Samet, kapıyı dirseğiyle açmaya çalışıyordu ki kapının zorlandığını fark
eden Alkan, kalkıp kapıyı açtı. Samet’in kolunun boşa çıkmasıyla, kupadaki
çaydan bir dudak payı daha dökülüverdi.
“Amirim, var
mı bir ipucu? Kaçırdım mı bir şey?”
“Yok lan,
daha girmedik konuya. Gel de bebenin psikolojik analizini yap bakalım.”
“Estağfirullah
amirim.”
Samet, çayı
masaya bıraktıktan sonra Raci’nin gözüne baktı. Göz göze geldiği Samet’in teşekkür
beklediğini düşünen Raci, hiç âdeti değilse de “Sağol,” dedi ve sonuna
iğnelemesini de eklemeden edemedi: “Panpaaa!”
Raci, çayını
yudumlarken kaş altından da Alkan ile Samet’e bakıyordu. “Ötün bakalım!” Samet
söze girdi: “Dedim ya, bende bir numara yok amirim.”
Ağzına kadar
dolu olan alt çekmeceyi açtı, spiral ciltli bir ajandayı çıkardı. Düzenli not
tutmayı sevmediği için spiral ciltlileri tercih ederdi. İşi bitince karaladığı
sayfaları koparır, ajandayı tekrar çekmeceye sokuştururdu. Çayından bir yudum
daha aldıktan sonra, her zamanki gibi, ajandayı ortasından açıp Alkan’a “hadi”
dercesine başını salladı.
“Amirim,
çocuğun örgüt, parti, dernek, öğrenci topluluğu filan işleri olmazmış. Siyasi
görüşünü ben anlayamadım. Bilmiyorum, sen anlayabilir misin? Tarık’a göre,
Turgut Özal terörü önleyecek diye öldürülmüş mesela.”
“Çok var lan
öyle düşünen, ne var bunda anlamayacak?”
“Devamı da
var abi. Bu adam Turgut Özal’a terörü bitirecek diye Amerika öldürdü diyormuş.
Deniz Gezmiş’i de Amerika öldürdü diyormuş. E, bu Deniz Gezmiş terörist değil
mi amirim?”
“Solcu işte,
ne bileyim. E, başka?..”
“O tarz
şeyler işte amirim.”
“Sen kiminle
konuştun bunları?”
“Emin miydi,
Emir miydi; öyle bir şeydi. Arkadaşıymış.”
“Nerede
konuştunuz?”
“Fakültenin
kantininde. Biraz gürültülüydü gerçi…”
“Dışarı
çıksaydınız…”
“Soğuktu
amirim.”
“Soğuktu…
Hıı… Soğukmuş; lan bırak! Kızları kesip geyik yapmışsın işte. Ne maval okuyup
duruyorsun? Lan oğlum… Alkan, iyisin hoşsun da şu saçma sapan hareketlerin beni
katil edecek, haberin olsun.”
“Yok
amirim.”
“Yok deme de
başka bir şey var mı, onu söyle.”
“O çocukta
bir şeyler var bence amirim. O yüzden kartımı verdim, buraya gelecek.”
“İyi,
gelsin.”
Önemli
bilgiler edineceğini düşünerek kalem-kağıtla teyakkuz halinde bekleyen Raci’nin
hevesi yine kaçmıştı. Samet’e dönerek, “Onu da akıl edeceğinden değil, kızlara
hava atmak için çıkarmıştır kartvizitini.”
“Ayıp
ediyorsun abi.”
***
“Siz daha
iyi bilirsiniz,” demek suretiyle susma hakkını kullanan (!) zanlı Tarık’ın bu
cinayetle bağını çözememişlerdi; ancak Başkomiser Raci için bir insanın
içdünyasına girme vakti gelmişti. Tarık’ın evine kendisi gitmeye karar verdi.
“Ben Tarık’ın
evine gidiyorum. Çağırın, Mehmet Ali de benimle gelsin. Ha, Ayşegül’e söyleyin,
resmî işlemleri halletsin bu arada. Bir de Alkan’ın söylediği çocuk gelince,
bana haber verin.”
Amirlerinin
ne yapacağını anlamayan Alkan’la Samet birbirlerinin gözlerinden bir mana
çıkarmaya çalışırlarken, Raci söze girdi:
“Tamam mı?”
“Tamam
amirim.”
(Devam edecek)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder